Êlih’in (Batman) Sason ile Amed’in Pasur (Kulp) ilçeleri arasında bulunan Zorê Çayı üzerinde, Maya Enerji Üretim Şirketi tarafından bir Hidroelektrik Enerji Santrali (HES) yapılmak isteniyor. Yaklaşık yedi yıldır devam eden süreçte, bilirkişi raporlarının HES’e karşı olumsuz görüş bildirmesine rağmen, şirket baraj ısrarından vazgeçmiyor.
Son olarak yeniden başlatılan dava sonrası, mahkeme bilirkişi heyetini değiştirerek şirkete HES için olumlu yanıt verdi. Buna karşılık, Amed Barosu Çevre ve Kent Komisyonu’nun yaptığı başvuru ise reddedildi.
Diyarbakır 2’nci İdare Mahkemesi’nde tamamlanan süreç Danıştay’a taşındı. Şirketlerin hedefinde olan ilçede yürütülmek istenen bu baraj projesini avukatlar, “hukuksuz ve usulsüz bir süreç” olarak yorumlarken, bölge halkı ise “Atalarımızın topraklarını terk etmeye niyetimiz yok” sözleriyle projeye tepki gösterdi.
HALK YENİDEN SÜRGÜN EDİLMEK İSTENİYOR
Hayata geçirilmesiyle birlikte, onlarca köyün yanı sıra tarım arazileri ve meyve bahçelerinin de sular altında kalacağı proje, bölge halkını göçe zorlayacak.
1990’lı yıllarda askeri operasyonlar nedeniyle boşaltılan köylerin yoğun olduğu bu bölgede, halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Köylerinin yakılmasından yıllar sonra yeniden köylerine dönen ve yeni bir yaşam inşa eden köylüler, çocuklarının da bu topraklarda büyümesini istiyor.
Projeyle hem geçim kaynaklarının hem de yaşam alanlarının yok olacağını ve şehirlere sürgün edilmek istendiklerini aktaran köylüler, projeye karşı direnecekleri mesajını verdi.
‘İLK BİLİRKİŞİ RAPORU CİDDİYE ALINMADI’
Projenin hukuki sürecine dair bilgilendirmede bulunan Amed Çevre ve Kent Komisyonu Başkanı Ahmet İnan, sürecin başından bu yana ciddi hukuksuzluklar içerdiğini ifade etti.
“Daha önce Êlih ve Amed baroları tarafından açılan iptal davasında, projenin halkın desteğiyle durdurulduğunu” hatırlatan İnan, şöyle devam etti:
“Bu baraj projesi doğaya geri dönülmez zararlar verecek. Mahkeme, yedi yıl içinde faaliyete başlanmadığı için ÇED raporunun geçersiz hale geldiğine ve raporun bir bütün olarak hukuken sakat olduğuna hükmetmişti.
İlgili şirket, önceki kararları hiçe sayarak yeniden ‘revize ÇED’ raporu aldı. Oysa yasaya göre revize ÇED alınabilmesi için önceki raporun geçerli olması gerekir. Mahkeme ise bu raporun hukuken sakat olduğunu açıkça belirtti.
Buna rağmen şirket yeniden projeye başlamaya çalışıyor. Bölgeye gelen ilk bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda, projenin yaklaşık 4 bin dönümlük ormanlık alanı ve verimli tarım arazilerini yok edeceği; aynı zamanda Türkiye’nin en kaliteli balı, cevizi ve kirazının yetiştiği bölgeleri etkileyeceği de belirtildi.
Ancak Diyarbakır 2’nci İdare Mahkemesi, bu heyeti değiştirerek yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi.”
[album=21195]
‘HUKUK, KİRLİ SERMAYE İLİŞKİLERİNE ALET OLMASIN’
Yeni bilirkişi raporunun, doğanın ve yaşam alanlarının yok olmasını görmezden geldiğini belirten Ahmet İnan, “Bilimsel temelden uzak, halkın ve doğanın iradesini yok sayan bir rapora dayanarak aleyhimize karar verildi.
Hukukun, kirli sermaye ilişkilerine ve usulsüzlüklere alet edilmemesini istiyoruz. Anayasa ve insan hakları hiçe sayılıyor. Bu, sadece bölge halkının değil, hepimizin meselesi” diye konuştu.
‘ÇOCUKLARIMIZIN BU TOPRAKLARDA BÜYÜMESİNİ İSTİYORUZ’
Yaşanan hukuksuz ve talan projesine dair konuşan bölge halkı ise projenin hayata geçmemesi için mücadele edeceklerini dile getirdi.
Sindê köyünden Mehmet Salih Aslan, toprağını terk etmeyeceğini vurgulayarak şöyle konuştu: “Burada köylülerin tek geçim kaynağı bu topraklar. Bu topraklar da olmasa, biz burada ne yapacağız? Dedelerimiz, babalarımız bu topraklarda büyüdü; biz de onlar gibi, çocuklarımızın burada yaşamasını istiyoruz. Burada baraj istemiyoruz. Göç etmek, başka yere gitmek istemiyoruz.
Bu baraj hem evimizi hem bahçemizi hem de tarım arazilerimizi yok edecek. Bu barajla ne bir hayvan besleyebiliriz ne de bir tarla ekebiliriz. Daha ne zarar verebilir bize? Bize her şeyi yapacaklar. Biz elimizden geleni yapacağız ve bu topraklarımızı terk etmeyeceğiz. Babamızın ve atalarımızın yaşadığı bu topraklarda direnmeye, burada var olmaya devam edeceğiz.”
‘BİZİ ŞEHİRLERE SÜRMEK İSTİYORLAR’
Projeye karşı çıkan bir diğer köylü Hatice Çiçek, barajın sadece topraklarına değil, hayatlarına da zarar vereceğini belirtti: “Bu barajın hayata geçmesiyle çok zarar göreceğiz. Burada asla baraj istemiyoruz. Elimizden gelen mücadeleyi de vereceğiz. Biz burada bir meyve bahçesiyle, bir tarlayla geçiniyoruz. Bu çay sadece buranın değil, birçok yerin su kaynağı. Bu barajla ne suyumuz ne de toprağımız kalır. Bizi göç ettirmek ve şehirlere sürmek istiyorlar. Ama biz ne bu barajı ne de bu göçü istiyoruz.
Kimse kendi toprağını unutmak, burayı bırakmak istemiyor. Yeniden 90’lı yılları yaşamak istemiyoruz. Tek bir ağacımız, tek bir damla suyumuz kalana kadar buradayız ve mücadele edeceğiz. Yaşam alanlarımızın yok edilmesini istemiyoruz.”
‘BU BARAJ BİZE FAYDA SAĞLAMAYACAK’
Aynı köyden Amine Çiçek de baraj projesine yönelik tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Bizim bütün malımız burada. Hayatımızı yok edecek bu projeye karşıyız. Doğduğumuzdan beri buradayız, başka yer görmedik. Buradan başka yere de gitmek istemiyoruz. Kaç sene geçerse geçsin, ne olursa olsun biz buradayız ve kendi topraklarımızda kalacağız.
Kürt topraklarının her yerini su altında bırakmak istiyorlar. Biz istemiyoruz, bizi duyup anlasınlar artık. Bu barajlarla sadece buranın sonunu getirmek istiyorlar. Şehirlerde geçinemeyiz. Burada bir ağaç bile bize bir sene yetiyor. O yüzden buradan gitmeyeceğiz; bu toprağı ve suyu kimseye bırakmayacağız. Bu barajla halk yoksullaşacak, zengin ise daha da zenginleşecek. Bu baraj bize hiçbir fayda getirmeyecek.”
